Analog is Dead, baby, Analog is Dead.........

10010101110001, müzik, human-being

Wednesday, December 06, 2006

eve donus....

evet, eve donduk.... uzun ve yorucu bi yolculuktan sonra, havaalanında sevgili ve anne baba tarafindan karsilandik. sabahin 7'sinde ciktim evcigimden yola. sagolsun yurttan arkadaslarin arabasi ile gara ulaşıp oradan Paris'e dogru yola ciktik. Montparnasse garina gelince acele bi sekilde Taxi duragina kosturdum. bi sira vardi ki aman allah. dedim kacircaz heralde ucagi. neyse biraz bekledikten sonra baktim ki olacak gibi degil, siranin basina gidip tek tek insanlara one gecebilir miyim diye sordum. neyse ki insafli insanlarin arasina dusmusuz. taxi ile geldim havaalanina ,acele ile kosustururken bi baktim ki grev var yani rotar var. 1,5 saat hem de. dedim bosuna kostuk. neyse istanbul'a inisim aksam 8'i buldu. 12 saat uzeri yolculuk. ne anladim ben ucakla seyahatten.

eve gelip hasret giderdik sevgilimizle, ailemizle. hediyeler verildi. binbir cesit ev esyasindan getirebildiklerimin ortaya dokulusu. haaa thy'de bana 100 euro'cuk bi gecirme yapti havaalaninda ayak ustu. tam 25 kilo asmisim siniri. yuh dedim nasi olur. kilosu 7 euro'dan 175 euro istediler. dedim yapmayin etmeyin. 100 euro'ya anlastik. bi de pazarlik yapabilen biri olsaydim para vermeden gelirdim ama olmadi......

alisma sureci turkiye'ye. 3 ay cok uzun degil ama gene de insan kurulu bi duzeni birakip bi baskasina geri donunce biraz bocaliyo sanki... insanoglu kus mesali......

Monday, November 20, 2006

biraz oradan, biraz buradan

Alors Mesdames et Messieurs,

İki hafta kaldı bugun itibari ile eve donmeme. Anlatacak enteresan seyler isteniyor genclik tarafindan ama pek enteresan birsey yapmadigim icin bu aralar (calis, calis, calismaya geldik dunyaya) yazamiyorum da.

Carsamba Paris'teyim. Sorbonne'a gidip biraz para alicam. Ben geldim bana para verin diyecem. Bakalim yiyecekler mi?

Sonracima, yarin tip ogrencilerine bi sunum yapacam ki evlere senlik. bakalim nasi olcak? Diyeceksiniz "tip da ne oluyor emre baskan? sen bilgisayar ci degil miydin?". Ben ne oldugumu sasirdim. Ama insan vucudunun icini kesfettikce daha da dumur oluyorum hergun. En kral bilgisayarlar halt etmis bizim yanimizda, kiymetini bilin. :)) fazla yuklenmeyin. arada bi restart cekin. hafizayi bosaltin. iyi gelir.

sonracima-2, yarin aksam bi de buz pateni maceraamiz olacak. buz ustunde hic durmadim daha once. bisiklet ve kaykay tecrubelerimiz bakalim ne kadar ise yarayacak.

sonracima-3, carsamba aksami (persembe de olabilir) bordeaux-galatasaray macini coskulu bi kalabalikla izleyecem. kavga cikabilir. :))) . aslinda maca gitcektik hatta bilet almaya hazirlandik. amma 1500 bilete 10.000 kisi basvurunca, biz basimizi birak vurmayi, one dogru eğemeden biletler bitmişti.

ozledim valla oralari, sevgiliyi ozledim, kankalari ozledim, istanbulu ozledim, kalabaligi ozledim ki ikinci gun kufur etmeye baslayacagimi bilerek. ama keyfi de ole cikiyo galiba. buralarin sessizligi, dinginligini de donunce ozlerim kesin. aksam saati ormanda bi yuruyus tek basina, elinde bi cigara, kulaginda muzik. hava soguk hafiften. dusunmeyi unutmustum, hatirladim bu gezmelerde.

orman gezmelerinde dinlenen bazi sarkilar :

Joseph Arthur - Invisible Hands
Kraftwerk - Pocket Calculator
Krom - This (tüm albüm)
Noir Désir - Des Armes
Archive - ne olursa :))
Nick Cave - Wonderful Life

istanbul'da dort duvar arasinda, kafanizda ki plastik bahcenizde bunlari dinleyin, belki buralara ugrarsiniz....... ugramasaniz da ben size ugrarim iki haftaya, dert ettiginiz seye bak.....

baska baska, siyah votka diye bisey ictim. bilmem bizim oralarda var midir? guzel bisey de dilini simsiyah yapiyor. sonra desperados (tekilali bira)'dan sonra bi de adelscott'i kesfettim ki o da viskili bira oluyor. bomba bisey. alkol orani %7'lere variyor. sonra bi de guiness var favorim. siyah bira. ayri bi hastasi oldum. keske bizde de olsa bole farkli bira cesitleri. tamam biliyorum efes is the best ama cesitlilik her zaman iyidir, n'est-ce pas? bi de rhum-protakal suyu-martini karisimini ogrendim Gérome diye bi elemandan. tavsiye ederim.

ya iste bole alkolik oldum tek basina yasayinca. ickimi icip muzigimi yapiyorum ya da dinliyorum. anladim ki muzisyen olmak icin boyle bi inziva gerekiyor. yani bilgisayar ama sans réseau. isin icine network girdi mi olmuyor. su 3 ayda yillardir okumadigim kadar kitap okudum, dinlemedigim kadar muzik dinledim, dusunmedigim kadar da dusundum. dusundum de bisey buldum mu? yoooo, ama bi de bisey bulsaydim tam super olacakti :)

muzik dedim de, donuste grup olarak bomba bi donus yapicaz isallah. maminin avangard NY kulturu ile donanmasi, emrecan'in (biliyorum sevmiyorsun emrecani ama 3 emre bi grupta olunca ve en buyugunuz ben olunca lakap takmak bana dusuyor, istek uzerine degistiririz, ben genco erkal'i da seviyom ne dersin???) ne diyoduk, haa emrecan'in yeni Firewire Audiophile

http://www.compel.com.tr/m-audio/audio/firewire_audiophile/index.php

ses karti ile yapacaklarinda sinir tanimayacak olmasi, e benim de gitarima duydugum ozlemin kelimelerle tanimlanamaz olmasi, bizim grubun geleceginin parlak oldugunu gostermekte diye dusunuyorum.




















Gitarimin pozlari ile post'umuza son verelim. Son olarak sevgiliye bi cift soz. ozledim seni, tahmin bile edemezsin ne kadar hem de......
ya iste yuzbinmilyonlarca insana karsi sarki soyledim heyecanlanmadan ama sevgiliye bi cift cumle heyecandan devrik cikiyor agzimdan ya da beynimden :))))))

iste bole uzun uzuuun yazdim iste. son olarak. there's no place like home.....

Monday, November 13, 2006

a French movie at Sunday evening

kısa bir aradan sonra bir film önerisi ile geri geldim.


Ne le dis à personne - amaaan kimseye söyleme

Enteresan ve sürükleyici bi film idi. Konuyu yazmak yerine kes-yapıştır diyorum:

Alex est un homme déprimé : sa femme, Margot, a été assassinée par un tueur en série. Huit ans plus tard, la veille de l'anniversaire de sa mort, Alex reçoit un mail lui montrant une webcam. Et ce qu'il y voit va le forcer à replonger dans cette histoire macabre. En effet, c'est le visage de Margot qu'il aperçoit au milieu de la foule.

Est elle réellement en vie ? Que s'est-il passé huit ans plus tôt ?

Türkiye'de ingilizce bi isimle girmiş galiba Tell No-one (kaynak: bebiş).

Müziklere gelince. Müzikler fransız rockçı "M" tarafından yapılmış. benim bayaa hoşuma gitti. Ayrıca film boyunca U2, Jeff Buckley şarkıları da oldukça damar sahnelerde boy gösteriyor.

İşte böyle. güzel film, güzel müzikler... Uzun süredir sinemaya gitmemiş ve film izlememiş olmanın mutluluğu var hala damağımda. saatlerce dizi izlemekten 2 saatlik filmlerden tad almaz olmuştum, iyi geldi.... bu arada siz de aynı hissediyormusunuz???

Thursday, November 02, 2006

Hasta olduk beeeeeee...

Gençler,

Hasta olduk, burnumuz akmakta, başımız ağrımakta. En çok koyan da annemin ya da sözlümün çorbası yerine hazır çorba içmek herhalde..... 4, 5 gündür yatıyordum bugün biraz daha iyicene olunca labo'ya geldim. Ama baktım durum hala pek iyi değil birazdan kaçarım evciğime. İnternette bulamazsanız anlayın ki yatmaktayım.

Sevgiler saygılar herkese.....

Thursday, October 26, 2006

Hızır Örümcek Efendi

Sabah sabah beni kahkahalara boğan günemon'dan bir ek.......

Tuesday, October 17, 2006

Epik depresif

Epik depresif sinyallerden bahsetmek istedim. Bunlara en güzel örnek Archive – Lights olurdu herhalde. Tam 18 dakika 35 saniye süren depresif bir yağmur. Niye bitmiyor bir türlü derken aslında bitmesini hiç istemiyorsunuz. Son zamanlarda etkilendiğim bir şarkı. Emre'nin de dediği gibi bir sit-com uzunluğunda neredeyse ve 3:30-4 dakikalık pop şarkıları ile mutlu olanlara işkence gibi gelebilir. Bu tarz hem epik hem depresif nelerimiz var onların peşindeyim aslında. Sizin aklınıza gelen varsa yazıverin......

Sonic Youth – The Diamond Sea

Monday, October 16, 2006

Allez viens..............

Allez viens, dors dans mes bras,
tu vois y'a mille et une raisons
pour pas rester seul comme un chien.
Allez viens,
c'est sûr qu'on peut rester tout seul putain!!!
mais on a vraiment toute la vie pour ça.
Allez viens, laisse-toi faire,
on laissera nos casseroles au vestiaire,
on ouvrira un peu les yeux,
on se sentira un peu moins vieux.
Allez viens...